Tarihimiz

Ucuzcular Baharat’ın hikayesi bundan 480 sene öncesine, o tarihlerde Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisine bulunan Taif isimli şehre kadar uzanmaktadır. 1517 yılında Taif şehrinin Osmanlı egemenliğine geçmesiyle birlikte bölgeyi Türkleştirmek amacıyla bölgeye gönderilen Türklerden olan aile, 30 sene kadar bu şehirde ticaretle uğraştıktan sonra Mısır’a taşınmıştır. Burada bulundukları şehir tam olarak bilinmemekle birlikte Baharat yolu üzerinde bulunan Kahire ya da İskenderiye şehirlerinden biri olduğu tahmin edilmektedir. Burada uzunca bir süre baharat ticaretiyle uğraşan aile, bu alandaki deneyimlerini İstanbul’a, imparatorluğun kalbine taşımaya karar vermişlerdir. İstanbul’da ticaretlerine, uzun zamandır Mısır’dan mal yolladıkları Mısır Çarşısı’nda devam etmişlerdir. İlerleyen tarihlerde ticaretini yaptıkları ürünlerden leblebi, bu ürünün ihracatına başlamalarıyla diğer ürünlerin önüne geçmiş ve aile “Leblebiciler” olarak anılmaya başlamıştır.

hüseyin efendi.jpg

Bu tarihlerde (1840’lı yıllarda)  leblebi ticaretiyle uğraşan “Leblebici Sarı İbrahim Efendi” (sarışın ve mavi gözlü olduğu için bu lakapla anılmaktaymış) tüm altınını Osmanlı Devleti’nin “Kaime-ı Nakdiye-ı Mutebere” adıyla çıkardığı kağıt paralarla değiştirmiş, ancak kısa bir süre sonra bu paraların kaldırılmasının ardından elindeki büyük miktardaki nakiti kendisine yapılan haksızlık sonucu tekrar altına çevirememiş, bunun üzerine bütün nakdi servetini kaybetmiştir. Sarı İbrahim Efendi bunun üzerine elindeki kağıt paraları yakmış, Eminönü Küçükpazar’da bulunan Leblebici Sokak’ı ve üzerindeki bütün gayrimenkullerini satmış (Unkapanı ile Eminönü arasında kalan bu sokak, üzerindeki binalarla birlikte Sarı İbrahim Efendi’ye aitmiş) ve Malatya’ya taşınmıştır. Leblebici Sokak’ın satışından elde ettiği parayla Malatya’da Leblebici Sokak’ın da içinde bulunduğu, şimdilerde Niyazi Mısri Mahallesi olarak anılan bölgenin tamamını satın almıştır. Maddi gücü bir hayli yerinde olan İbrahim Efendi çalışmayı bırakmış ve çocuklarının eğitimlerine ağırlık vermiştir.
malatya dükkan.jpg

Oğullarından “Hacı Ali Efendi” (Halk arasında “Haceli” diye hitap edilirmiş) kadı olmuş (ailenin şu andaki soyadı da buradan gelmektedir), bir diğer oğlu da bir süre Malatya Mutasarrufluğu yapmış. Hacı Ali Efendi bir süre kadılık yaptıktan sonra babasının bilgi birikiminden de faydalanarak bir aktar dükkanı açmış ve Ucuzcular Baharat’ın temellerini atmıştır.

yılmaz ve yavuz kadıoğlu - malatya.jpg

Hacı Ali Efendi’nin çocuklarından Hüseyin Efendi de bu dükkanda yetişmiş ve babasının mesleğine devam etmiştir.  Hüseyin Efendi kurduğu bu aktarla I. Dünya Savaşı sırasında yokluk içerisine olan halka şifa dağıtmıştır.
yılmaz kadıoğlu malatya 2jpg.jpg

Hüseyin Efendi’nin çocukları Mustafa, Mehmet ve Dursun’dan yalnızca Dursun babalarının mesleğine devam etmiştir. Bu tarihlerde Leblebiciler veya Kadılar olarak anılan ailenin adının Ucuzcular olarak anılması da bu döneme, Dursun Ucuzcu’ya dayanır.

dursun ucuzcu dükkan.jpg

Dursun Ucuzcu 1900’lerin başlarında yaşamasına karşın babasının desteği sayesinde liseyi bitirmiş ve İstanbul Üniversitesi’nde eczacılık  okumaya başlamıştır, ancak eczacılık okuduğu bir senenin ardından babasının rahatsızlığı dolayısıyla  Malatya’ya dönmek zorunda kalmış, babasının mesleğini devralmış, bir adım öteye taşımış ve günümüzde süpermarket olarak tanımladığımız marketlerin öncülerinden sayılabilecek bir dükkan kurmuştur. dursun ucuzcu malatya.jpg

İğneden küreğe, baharattan makasa her şeyin bulunabileceği “Kırk Ambar” olarak anılan bu dükkanın 1930’ların sonlarına doğru taşınmasının ardından bugün 50 yaşın üstündeki çoğu Malatyalı’nın hatırlayacağı “Dursun Ucuzcu” isimli dükkan kurulmuştur.
yılmaz kadıoğlu ve bir turist.jpg

Dursun Efendi’nin “Ucuzcu” soyadını alışı ve dükkanın taşınması esnasında Dursun Efendi’nin yeni dükkanını halka duyuruşu ise ayrı birer hikaye konusudur. 1934 yılında Soyadı Kanunu’nun çıkmasının ardından nüfus idaresine giden Dursun Efendi’ye dönemin nüfus müdürü her ürünü çok ucuz fiyatlara sattığı gerekçesiyle “Ucuzcu” soyadını önermiş, Dursun Efendi de bunu kabul etmiştir. Bu dönemden itibaren aile, “Ucuzcular” olarak anılmaya başlamıştır. Dursun Ucuzcu’nun yeni dükkanını halka duyuruşu ise günümüz reklamcıları tarafından bile örnek alınması gereken bir yöntemdir. Yeni dükkanını açtıktan sonra buradan bir kova mavi boyayı alan Dursun Ucuzcu, eski dükkanını önüne geldiğinde ayaklarını bu kovaya batırmış ve buradan yeni dükkana kadar boyalı ayaklarıyla yürümüştür. Bu izleri takip eden insanlar da yeni dükkana kolaylıkla ulaşmışlardır. 1950 li yıllarda ekonomik açıdan sıkıntılı geçen dönemde zabıtalar tarafından haksızlığa uğrayan Dursun Ucuzcu, dönemin başbakanı olan Adnan Menderes’in hükümetinin değişmesine kadar dükkanını kapatmaya karar vermiştir.
1960’lar ve 70’lerde Dursun Ucuzcu’nun oğulları , babalarıyla çalışmışlar ve aktarlık işini, alanında en başarılı olan kişiden öğrenmişlerdir. 1970 lerin sonlarına kadar Malatya’daki dükkanı işleten kardeşler, daha sonra İstanbul’a taşınmış ve bir süre Yağ İskelesi olarak adlandırılan yerde (şimdilerde Eminönü’nde Zindan Han’ın bulunduğu bölge) toptancılık yapmışlar, ancak ekonomideki tutarsızlıklar yüzünden tutunamamışlardır. Dursun Ucuzcu’nun tıp okuyan oğlu Ahmet’in isteğiyle soyadları  Hacı Ali Efendi’ye bir gönderme olarak “Kadıoğlu” şeklinde değişen kardeşler, son paralarıyla ve Hayri Akan’ın aracılığıyla Mısır Çarşısı 51 numaradaki dükkanı satın almışlar ve Ucuzcular Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurmuşlardır. Ucuzcular Baharat kardeşlerin çabalarıyla kısa sürede Mısır Çarşısı’nın sayılı baharatçıları arasına girmiştir. 1995 yılında Çatalca’nın İnceğiz Köyü’nde kurdukları fabrikalarıyla birlikte üretime geçen Ucuzcular 1999 yılında Yılmaz Kadıoğlu’nun ölümüne kadar da baharat piyasasının öncülerinden olmuştur. 1999 yılındaki bu acı kaybın ardından 2006 yılına kadar Ucuzcular, kalitesinden hiçbir şey kaybetmemiş ve piyasadaki saygınlığını korumuştur.
2006 yılından bu yana şirketi işleten, Yılmaz Kadıoğlu’nun çocukları Ahmet Kadıoğlu, Bilge Kadıoğlu ve İlke Kadıoğlu, babalarının yarım kalan kurumsallaşma projesini hayata geçirmeye ve babalarının, amcalarının, dedelerinin emeklerini sonraki nesillere taşımaya özenle çalışmaktadırlar.

Anasayfa

Hakkımızda

Tarihimiz

Basında Biz